Dubrovnik

0
212

Adriyatik Kıyılarının İncisi

Kayalıklarla çevrili kıyıları, ışık yayan taş sokakları ve cam gibi parıldayan suları ile Dubrovnik, gizemli ve egzotik bir havaya sahip. Antik taş şehri ve Rönesans saraylarıyla bu şehir, size geçmişe bir yolculuk yapmışsınız hissini veriyor. Eğer gece şehrin sokaklarında dolaşan bir romantikseniz bir Van Gogh tablosunun içine düştüğünüzü de zannedebilirsiniz. Taş döşeli sokaklar, ön tarafta beyaz bir tente açmış ve gece sıcak sarı bir ışıkla aydınlatılmış kafelerle çevrili. Birkaç masa ve sandalye; koyu mavi, yıldızlı gökyüzünün altına atılmış. O meşhur Van Gogh tablosundaki teras kafenin bir benzerini Dubrovnik sokaklarında bulma ihtimaliniz çok yüksek.

Güney Adriyatik kıyılarının bir zamanlar en güçlü şehri olan Dubrovnik, şimdilerde güzelliği ve kültüründen dolayı Dünya Mirası Alanları listesine alınmış. Şehrin manzarası tarihî kırmızı ve sivri çatılarla kaplı. Zor bir geçmişi atlatıp günümüze ulaşan bu yaşlı çatıların ötesindeyse engin maviliğiyle Adriyatik uzanıyor. Orta Çağ’da Ragusa Cumhuriyeti olarak bilinen Dubrovnik, Adriyatik çevresinde Venedik’e rakip olabilecek tek şehir haline gelebilmeyi başarmış. Özellikle 15. ve 16. yüzyıllarda çok yüksek bir gelişme göstermiş. Ticaret rotasındaki stratejik konumundan dolayı bu şirin şehir, herkesin sahip olmak istediği bir yer haline gelmişti. Venediklilerin yönetimi altında olmaktansa Osmanlı İmparatorluğu’na vergi ödeyerek bir Osmanlı eyaleti olmayı seçen Dubrovnik, İmparatorluk ve Avrupa arasında büyük bir ticaret noktası haline gelmişti. Osmanlılar, o sıralar düşman oldukları Venedik’e benzeyen bu şehre, “İyi Venedik” anlamına gelen Dobrovenedik adını vermişlerdir. Eski şehri çevreleyen maharetle işlenmiş mimari güzelliğiyle bugün bile geçmişindeki zenginliği saklayabilmesi imkansız. Eski şehir, ortaçağın son dönemlerinden kalma duvarlarla çevrili bir şehrin günümüze ulaşabilen en iyi örneklerinden biri. Geçmişte sakinlerini korsanlardan, toplardan ve bundan çok kısa süre önce de savaş uçaklarından koruyan Dubrovnik duvarlarının, şehir sakinlerinin gözünde çok büyük bir değeri var. Biliyorlar ki geçmiş, hangi yüzyılda yaşıyor olurlarsa olsunlar, onları korumaya devam edecek.

Şehir, deniz ticaretinin bolluk ve refah getirdiği zamanlardan kalan Rönesans, Gotik ve Barok tarzlarındaki eski yapılarla dolu. Rönesans mimarisinin en göze çarpan eserlerinden biri olan, 16. yüzyılda yapılmış Sponza Sarayı, şimdi Ulusal Arşiv Binası olarak kullanılıyor. Şu an bir müze olarak hizmet veren Rektör Sarayı ise muhteşem bir işçiliğin eseri olan oyma kolon başları ve gösterişli merdiveniyle Gotik-Rönesans mimarisini temsil ediyor. Arboretum Trsteno, 1492 yılında yapıldığı tahmin edilen dünyanın en eski botanik bahçesi ünvanını taşıyor. Şehirde aynı zamanda 1317 yılından kalan, Avrupa’nın en eski üçüncü eczanesi de bulunuyor. Eczane, bugün hala çalışmaya devam eden en eski Avrupa eczanesi unvanına da sahip. Bu eczaneye girip, Orta Çağ reçeteleriyle yapılmış kremler ve ilaçlar satın almak hala mümkün. Od Sigurate 1. Caddesi’nde bulunan ve daha önce Kerša ailesine ait olan, 17. yüzyıl Barok mimarisi tarzındaki saray, bugün Dubrovnik Yaz Festivali’nin merkez ofisi olarak hizmet veriyor. 1991 yılındaki bombardımanda çok hasar gören bu saray, 18. yüzyıl sonlarında, klasisizm tarzında restore edilmiş ve iç mekanları göz alıcı freskler ve sıvamalarla bezenmiş.

Şehrin her köşesini keşfedip tarihe ve sanata doyduktan sonra sahili boydan boya gezerken farklı bir aktivite düşündüğünüz sırada gözünüze çarpan kayalıklarla çevrili yemyeşil adanın, başbaşa sakin bir piknik için harika bir yer olduğunu göreceksiniz. Şehre adım attığınızdan beri nereye gittiğini merak ettiğiniz su taksileri, sizi sadece on dakikada bu adaya ulaştırıyor. Kayalıklarla çevrili kıyılar sizi hiç endişelendirmesin, çünkü adanın çevresine yer yer merdivenler yerleştirilmiş. Bu vesileyle Dubrovnik’in aşılmaz antik duvarlarını ve nefes kesen manzarasını bir de denizden görme şansını yakalayacaksınız. Büyük ihtimalle eski zaman korsanlarının şehrin cazibesine nasıl kapıldığını da farkedeceksiniz. Muhtemelen bu ambiyansta bütün tekne sahipleri, “Keşke teknem yanımda olsaydı” diye düşünecekler. Neyse ki şehirde bulunan sayısız charter şirketinden, ister bir yelkenli ister bir yat kiralayarak Dalmaçya kıyılarındaki bozulmamış güzelliklerin tadını doya doya çıkarabilirsiniz. Tarih, kültür, sanat, deniz, harika manzaralar… Peki ya yemekler? Dubrovnik’te kesin olan bir şey var ki o da sıcak misafirperver insanların harika yemeklerle sizi bekliyor olduğu. Bütün restoranlar harika bir manzaraya sahip; ya deniz kenarında Dubrovnik duvarlarının altında ya da üstünde bulunuyorlar. Burada en taze ve leziz Adriyatik deniz ürünlerini doyasıya yiyebilirsiniz. Eğer deniz ürünlerinden sıkılırsanız Doğu Avrupa mutfağının harika yemeklerini sunan restoranlar da mevcut.

İster romantik bir tatil ister balayı isterseniz sadece keşif niyetiyle gelmiş olun… Şehir merkezinden sadece on beş dakika uzaklıkta olan Rixos Libertas Dubrovnik, konaklamak için en güzel yer. Şehir merkezine arabayla girmek yasak olduğu için bütün gün yürüyerek yaptığınız keşif ve eğlencenin sonunda ertesi günün macerasına hazırlanmak, dinlenmek ve enerji toplamak için ihtiyaç duyacağınız lüks ilgiyi burada bulacaksınız. Spa ve Sağlık Merkezi’nde yoga, hamam, masaj, sauna, aroma banyosu ve daha pek çok dinlenme seçeneği size sunuluyor. Otelin concierge hizmeti; tekne kiralamak, pikniğe gitmek gibi birçok konuda size yardımcı olacak.

Dubrovnik; berrak suları, ıssız adaları ve güzel yapılarıyla büyülüyor. İnsanların asırlar boyunca bu şirin şehir için savaştığına şaşmamak lazım. Pek çok gezgin, kısa bir mola vermek için buraya uğramış ve bütün planlarını yüzüstü bırakarak bu güzel yerde biraz daha uzun kalmaya karar vermiştir. Bu küçük not aklınızda olsun ve valizinizi çok uzun bir tatile göre hazırlayın!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here