Seyahat

MYRA’dan, SYMENA’ya…

Portakal Kokulu MYRA’dan,
Kekik Kokulu SYMENA’ya…


Akdeniz’in mavi sularını izleyen koca Toros Dağları’nın önünde rüzgârın tadına vara vara yelken yapıyoruz. Sabah vakti şişen yelkenlerimizle uzaktan baktığımız Antalya’yı ardımızda bırakırken Toroslar üzerinde kıyıların, tepelerin en güzel yerlerinde antik kentlere ev sahipliği yapan Antalya da, Kemer, Phaselis, Olympos, Demre, Myra, Kaş boyunca taşların altına sakladığı mitolojik öykülerini rüzgâra salıveriyor.

Olympos Antik Kenti tepelerinde, yüzyıllar öncesinde birbiri ardına kentler kurulmuş; Aspendos, Perge, Side, Phaselis, Olympos, Myra, Kekova, Symena ve daha nicesi. Bunlardan bir kaçına misafir olacağız okuduğunuz satırlarda. Myra’dan başlayıp Demre Üçağız’dan geçip Kekova’ya varacak oradan Symena’ya tırmanıp Akdeniz’e tepelerden bakacağız.

Teknemizi Kaş Finike arasında Demre Çayı’nın denize ulaştığı yerde, Akdeniz’in mavi sularına demirleyip kıyıya çıkıyoruz. Arabayla portakal bahçeleri arasında yaptığımız on dakikalık yolculuktan sonra Demre Ovasının Kuzeybatı’sındaki dağların denize bakan yamacında, adı ‘Yüce Ana Tanrıçasının Yeri’ anlamına gelen antik kent Myra’ya varıyoruz.

Lykia Birliği’ne bağlı altı büyük kentten biri olan Myra’dan günümüze, akropol ve güney eteğinde yer alan tiyatro ile kaya mezarlarının bulunduğu Deniz Nekropolü ve Demre Çayı’na bakan Irmak Nekropolü kalmıştır.

Kayaya oyulmuş, ön yüzleri, kapıları, üzerlerindeki kabartmaları ile o dönemin Lykia evlerinin mimarisini yansıtan ve sayısı otuzu bulan mezarların üzerlerinde kitabeler bulunmakta. Bunların en önemlisi ve merak uyandıranı, Myralı genç bir çobanın bir mezar kapısı üzerine kazınmış aşkını anlatan sözleridir; ‘Mouchus, Demetrius’un kızı Philiota’yı sever.’ yazmaktadır.

Roma döneminde gelişip, altın çağını yaşayan kentin, bu dönemde yapılan, kabartmalarla süslü ve akropolün güney eteklerinde yaslanmış görkemli tiyatrosu günümüze kadar gelebilmeyi başarmıştır. Daha sonraları arena olarak da kullanılan bu yapının kapı oymaları, o dönem sanatçılarının bütün ustalıklarını taşıyor. Bütün sahne kompozit tarzı granitten sütunlarla süslenmiş. O dönemlerde tiyatronun içinde yer alan mitoloji kahramanlarının yüzlerinin ve trajedi maskelerinin bulunduğu büyük taş bloklar, bugün tiyatronun dışında coşkusuyla gelenleri karşılıyor.

Kentin içinden geçen Myros Çayı (Demre Çayı) deniz ticaretini geliştirmekle beraber korsanların kolayca baskın yapmalarına da neden olmuştur. 7.yy dan itibaren Arap akınlarının yarattığı huzursuzluğun yanında, Myros Çayı’nın sık sık taşması, gelen toprakla bazı yapıların dolması, o da yetmezmiş gibi bir de o yıllarda meydana gelen depremler, şehrin terk edilmesine, sonraki yıllarda da kent özelliğini yitirip köy görünümüne bürünmesine sebep olmuş. Türkler de bu bölgeye geldiklerinde küçülmüş bir Myra bulmuşlar.
Teknemizin yönünü portakal kokulu Akdeniz sahillerinde Demre’nin dört deniz mili batısında yer alan, Kekova adasına çevirip yolumuza devam ediyoruz. Niyetimiz günü Symena Antik Kenti’nde batırırken bütün Kekova’nın düş gibi güzelliğini tepelerden seyretmek.

Demre’den Üçağız’a doğru gelirken önümüze çıkan kara parçası Kekova Adasıdır. Bu adadan dolayı bütün bölge Kekova adıyla anılmaktadır. Tarihin izini denizin içinde bulacağınız yerlerden biridir ve doğayla tarihin böylesine bütünleştiği örneğine az rastlanır güzellikte bir yerdir. Mavi yolculuk tekneleri için de en keyifli duraklarından biridir. Kekova Adası depremler nedeniyle biraz suya battığı için üzerinde taşıdığı tarihi yapılar suyun içerisinde kalmışlardır. “Uzun ve kayalık bir ada kıyıya paralel olarak doğudan batıya doğru uzanmıştır. Bu ada, bütün Kakava adası adı verilen Kekova adacığıdır. Kakava kelimesinin keklik anlamına geldiği kabul edilirse, bu adanın adı Keklik adası demektir” diye anlatır Kekova’yı, Charles Texier Küçük Asya adlı kitabında. Batık kentin tam karşısında ise suyun altındakilere inatla yükselen kale göze çarpar. M.Ö. 4. yüzyılda Lykia Birliği’ne girdikten sonra tanınmaya başlayan o dönemdeki adı Symena olan Kaleköy’ün kalesidir.

Biraz ileride de tekneler için sakin bir koy olan Üçağız köyü bulunur. Karaya çıkıp da Üçağız ve çevresini gezdiğinizde antik kentler denizinde sanabilirsiniz kendinizi. Buraları tarihle doğanın günlük yaşamla yumuşacık harmanlandığı yerlerdir. Hiç bir fazlalık, abartı hissetmeden tarihi mekânların yanı başında kurulmuş yaşamlar vardır. Alışveriş yaparken yolun ortasında gördüğünüz taş lahit, yüzerken suyun içerisinde gördüğünüz kalıntılar, denize inen basamaklar, uçlarına deniz kabukları işlenmiş yemeni satan kızların sırtlarını dayadıkları bir başka taş lahit yaşamın tam da içinde yer alırlar.
Symena ve batık kentin dışında, Üçağız’ın Sıçak iskelesindeki Aperlai Theimussa, Gökkaya koyu üzerindeki Istlada, Kılıçlı’daki Apollonia ve Çevreli’deki Tyberissos da o bölgeye yakın antik kentlerdir. Bu kentlerin içlerine serpiştirilmiş Lykia lahitleri ve kaya mezarları Helenistik ve Roma Çağı’nın günümüze bıraktıklarıdır.

Gelelim Kaleköy’de yaşanacaklara… Beni dinlerseniz çapanın denize düşen sesini duyduğunuzda kendinizi Kekova’nın kekik kokulu sularına bırakıp hafifleyin önce. Deniz faslından sonra tahta iskeleye ayak bastığınızda, yalnızca deniz ulaşımının olduğu bu köyde yaşanan yüzyıllık yalnızlıklar aklınızı bir hayli oyalayacak çünkü. Kıyıdaki lokantalara ve kafelere uğramayı sonraya bırakın. Yukarı tırmanan yolu takip ettiğinizde ev dükkan karışımı yerlerde halılar, kilimler, dokumalar, örtüler, giysiler önünüze serilir. Kıvrımlı dar sokaklarda ilerlerken arada arkanıza bakmayı unutmayın. Begonvil kaplı bahçeler, teraslar, pansiyonlar… Daha aşağıda kıyıda kayıklar, suyun içinde taş lahit ve büyüklü küçüklü tekneler denizi şenlendirmektedirler. Kaleye vardığınızda sizi nefessiz bırakan iki sebep olacaktır; eh, biri kaleye ulaşmak için tırmandığınız dik yokuş, diğeri gözlerinizin önüne serilen düş sandığınız görüntüler.

PAYLAŞ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YORUMLARI GÖSTER [0]

EDİTÖRÜN SEÇİMİ

Lamborghini Speaker
Alışveris

Lamborghini Speaker

Lamborghini Speaker by iXOOST iXOOST, Lamborghini Aventador’dan esinlenerek Bluetooth’lu bu harika ses sistemini ortaya çıkardı. Karbonfiber dış kasadan yapılan hoparlörü…

DEVAMINI OKU