KÜBA

0
209

Bir ülke, bir şehir ve bir vahşi yaşamın yeniden ortaya çıkışı

Karayip Denizi’nin en büyük adası olan Küba; güneş, deniz, ihtilal ve Hemingway ismiyle dünya üzerindeki en ilgi çekici yerlerden biri. Ülke için aynı zamanda, 50 yıl önce komünistlerin adanın yönetimini ele geçirmesiyle sanki bir zaman sıçraması esnasında sıkışıp kalmış gibi duruyor denilebilir. Burada hala çalışır durumda olan gerçek bir buharlı trene binmek veya 50’lerin büyük ve rengarenk arabalarını taksi olarak kullanmak mümkün. Fakat bu, zamanda sıkışmış ülkenin rejimi sayesinde örneğin bir puro fabrikasında işveren, çalışanlarına yüksek sesle günün gazetelerini ve bazı edebi eserleri okuyor. Dünyanın diğer bölgelerinde sadece kalburüstü tabakanın keyif alabileceği bale ve opera gibi sanat formlarını Küba’da sıradan halk rahatlıkla seyredebiliyor.

Küba’nın kalbi Havana şehri, 16. yüzyılda İspanyollar tarafında kurulmuş. İlk bakışta dünyada herhangi bir şehir intibası uyandırsa da sokaklarında gezmeye başladığınızda ne kadar çekici ve cazibeli bir şehir olduğunu hemen fark edeceksiniz. Müzik ve dansla birlikte şehir, kocaman gülücükler ve harika purolardan ibaretmiş gibi görünüyor. Yavaş yavaş parçalara ayrılan kolonyal mimari, şehre romantizm yayıyor. Şehri tanımanın en iyi yollarından biri, ihtilal öncesinden kalan pek çoğu hala egzotik, parlak ve canlı renklerdeki taksilerden birine binmek.  

Benim tercihim, 50’lerin klasik üstü açık bir modelini seçmek oldu ki sanırım bu tarz antika bir arabaya binmek çok nadir bir fırsattır. Burada 1950’lerden kalan pek çok şey bulabilirsiniz. Ünlü isyan lideri Fidel Castro’nun sonlandırdığı askeri rejimin ardından Amerikalılar Küba’dan atılır, böylece ABD ambargosu da başlar ve Küba’da zaman durur. Castro bütün parayı sağlık, eğitim ve sanata döktü. Sovyetler Birliği’nin çöküşüne kadar bu para akışı sağlanabiliyordu ama en büyük destekçisi de çökünce şu an halka verilen evler maalesef yavaş yavaş parçalanıyor ve bakımı yapılamıyor. Bunlara rağmen bütün sanat türleri özellikle bale, Kübalılar tarafından çok seviliyor. Sağlanan eşitlik sayesinde bir Kübalı sadece 10 kuruş ödeyerek dünyanın önde gelen dans şirketlerinden olan Ballet Nacional’da sergilenen bir bale gösterisini seyredebiliyor. Ancak turistler için durum böyle değil, onlar 30 dolar değerinde bir bilet almak zorundalar. 

Havana’nın sanatla olan ilişkisi baleyle sınırlı değil. “Küba’nın üç büyük ikonu vardır,” diyor Ernest Hemingway’ın torunu Mariel, “Che, Fidel ve benim büyükbabam.” Havana’ya ayak bastığınızda neredeyse her yerde (belki çoğunlukla barlarda) Hemingway’ın varlığını hissediyorsunuz. Muhtemelen “Hemingway harika bir Kübalıydı!” diyecek pek çok kişiyle de karşılaşacaksınız. Havana, Hemingway’ın tarihinin büyük bir kısmını taşıyor. 20. yüzyılın yenilikçi yazarlarından biri olarak tanımlanabilen Ernest Hemingway, 1930’ların başından 1960’lara kadar Havana’da yaşadı. Şehirdeki en ünlü Hemingway ziyaret mekanı ise evi Finca Vigía. Burada üçüncü eşi Maria Gellhorn ve daha sonraları dördüncü eşi Mary Welsh; Will, Princessa, Boise adında ve en az sekiz adet daha Kübalı kedileri ve çocuklarıyla 1939 yılından 1960 yılına kadar bu çiftlikvari evde yaşadı. “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” kitabının büyük bir kısmı, işte bu çiftlik evinde yazılmıştır. 

Kitap, 1930’ların sonlarında Hemingway ve Gellhorn’un muhabir olarak görev yaptıkları İspanyol Sivil Savaşı hakkında bir romandır. Hatta, ilk başlarda kiraladığı bu evi Hemingway, bu kitabın ilk telif ücretlerinin de yardımıyla 1940 yılında satın almıştır. Finca Vigía aynı zamanda Hemingway’ın “Yaşlı Adam ve Deniz” (1951) kitabını yazmasına da şahit olmuştur.  İhtilal sonrasında bile Hemingway, Küba hükümetiyle iyi ilişkilerini devam ettirmiştir. Bu ülkeye olan sevgisindeki bir etken de yazarın avcılığa olan büyük tutkusu olmalı.

Havana’dan çıkıp Küba’nın geri kalanını incelemeye karar verdiyseniz, burada fazlasıyla korunmuş bir vahşi yaşamla karşılaşacaksınız.  Küba’nın saatinin durmasının getirdiği faydalardan biri de serpilerek büyüyüp gelişen vahşi yaşamıdır. Adanın gelişmekte olan doğası, tarihin bir kazası adeta. Binlerce kilometre boyunca uzanan bozulmamış kıyıları, saf sulak alanları ve el değmemiş ormanlarıyla Küba, Karayiplerdeki rakipsiz bir vahşi yaşam sığınağıdır. Olağanüstü sayıda ender ve endemik canlılar, bitkiler sadece bu ada vahasında meydana geliyor. Politik kısıtlamalara bağlı olmayan yaratıklar için Küba’nın turistik gelişimden uzak adalarının cazibesi karşı konulamaz. Bir yıl boyunca Florida’da beslenerek yaşayan yeşil kaplumbağa, her yaz Küba’nın sularına yasak bir geçiş yapıyor. Yeşil kaplumbağa, ünlü purolar ve müzik için yüzlerce kilometrelik bu yolu geçerek seyahat etmiyor; kendisinin de doğmuş olduğu Karayiplerin kalbine yumurtalarını bırakmak gibi bir görevi var. Görevini tamamlayan yeşil kaplumbağa; içinde sağlıklı meandrinaların, canlı renklerdeki deniz yelpazelerinin ve tüp süngerlerinin dünyanın diğer yerlerine göre çok az miktarda yok olduğu geniş bahçeleri barındıran denize geri dönüyor.

 Tropikal ormanların kol kola olduğu çam ağaçlarıyla kaplı dağları ve sıcak sulak alanları; dünyanın en küçük yarasasına, en küçük baykuşlardan birine ve bir kuruştan bile daha hafif olan dünyanın en küçük kuşu unvanına sahip arı sinek kuşuna ev sahipliği yapıyor. Bu minik arı sinek kuşları, büyük iştahlarını tatmin etmek için en iyi açan çiçeği ağaçların tepelerinde imrendiren akrobatik hareketler sergileyerek arıyor. Küba, neredeyse 300 göçmen kuş türünün seyahatlerinde bir duraklama noktası görevi görüyor. Böylece, Zapata adı verilen devasa bir bataklığa Kuzey Amerika’dan bir yasak geçiş daha gerçekleşiyor. Zapata, yaklaşık dört milyon dönümlük bozulmamış sulak alandan oluşuyor ve yarıküredeki en önemli sulak alan olarak görülüyor. Meraklı kuş gözlemcileri için Küba; Küba papağanı, çok renkli Küba Todisi ve adanın milli kuşu Küba Trogonu ile Karayiplerin en göz alıcı mücevheri konumunda. 

Küba; tarih, sanat, kültür, eğlence ve vahşi yaşamı her zaman kendi eşsiz tarzıyla sunuyor. Zamanın 1950’lerde durduğu bu ülkede artık saatin kolları yavaş yavaş da olsa harekete geçmiş gibi görünüyor. Bugünler, Küba’yı gerek şehir yaşamıyla gerek doğasıyla son kez görebileceğimiz günler olabilir. 

 

 

 

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here